Hoş geldin ramazan…

31 08 2008

Dünya hayatı aldatıcı bir menfaatten başka bir şey değildir� diyordu ayet-i kerime. Gerçekten de öyle olduğunu her an müşahede etmekteyiz. Zira sürekli bir aldatmacanın içerisindeyiz. Çevremizdeki her bir varlığın üzerinde fanilik damgası olmasına rağmen, zaman oluyor onları bu dünyada ebedi kalacakmış gibi düşünüyoruz. Bu yüzden de gaflete düşüyoruz ya. Neticede şu fani dünyanın gerçekten de bir aldatmaca olduğunu bir kez daha idrak ettiren şu sözleri söyleyiveriyoruz ihtiyarsızcasına: �Eyvah! Aldandık. Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat bir uykudur; bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi , bir rüzgar gibi uçar gider.� Bu sözler insanı gaflet uykusundan uyandıran ikaz sesleri olmalıdır. Yoksa ömür bir rüya gibi gelip geçeçek ve insan son pişmanlığın fayda vermeyen sendromunu yaşayacaktır. Bir ihtiyar zatın dediği gibi, �keşke gençliğim bir gün dönseydi, ihtiyarlık benim başıma ne kadar hazin haller getirdiğini ona şikayet edip söyleyecektim� cümlesini insan söyleyecektir kendine.

Bütün bu hallerin yaşanmaması için çare olarak, gafleti ortadan kaldıran �tefekkür� unsuru çıkar karşımıza. Melekî eğlencenin özünde de bu vardır zaten. Zira insanın aklıyla yapmış olduğu marifetullahı netice verecek olan tefekkür, akılla beraber kalp, ruh, göz ve kulak gibi diğer aza ve duygulara tarif edilmez bir lezzet ve eğlence verecektir. Hele bu tefekkür, içerisinde bulunduğumuz Ramazan ayında olursa, daha da bir farklı olacaktır. Yazının devamını oku »





berat kandili…

16 08 2008

Berat kandilinizi tebrik eder,bütün müminlerin de arınmasına ve affına vesile olmasını yüce Allah’ tan niyaz ederim.





yeşil cennet bursa

13 08 2008
YEŞİL CENNET BURSA

YEŞİL CENNET BURSA

 

Çiçek açar mavi yeşil çinili duvarlarında

Atalarımızın dipdiri bakışları gözleri

Tek Bursa cesur Orhan Gazi’li bilgin Fatih’li

Ümidin yeşilin dostu bir tek Bursa var.

Necati CUMALI

Bursa, ne sadece Uludağ’ın ipeklerinde bir al ipek; ne de, Uludağ’ı kucaklayan bir yaprak denizi…

Bursa, üstünde yüzyılların bir su gibi akıp geçtiği “bir tarih şehri” ve dil, duygu cevheriyle dolu bir “folklor hazinesi” dir. Ve mutlaka, insan ruhunun yeşile hayranlığından doğmuştur.

Eflatun Cem GÜNEY

Cedlerimiz inşa etmiyor, ibadet ediyorlardı. Maddeye geçmesini ısrarla istedikleri bir ruh ve imanları vardı. Taş, ellerinde canlanıyor, bir ruh parçası kesiliyordu

Duvar, kubbe, kemer, mihrap, çini hepsi Yeşil’de dua eder. Muradiye’de düşünür. Yıldırım’da harekete hazır, göklerin derinliğine susamış bir kartal hamlesiyle ovanın üstünde bekler.

Ahmet Hamdi TANPINAR

Bursa’da, Bursa yollarında yeşili gördüm.

Ben böylesine katmerli yeşili ömrümde görmedim.

Bursa’nın yalnız sonbaharını görmüş, bayılmıştım.

Baharını görür görmez ayıldım. Aklımı başıma devşirdim.

Ben böyle tatlı bir bahar, böyle bitip tükenmek bilmeyen, açıldıkça açılan, uzadıkça uzayan bir bahar İstanbul’da görmedim. Avrupa’nın yarısından çoğunu dolaştım görmedim.

Bedri Rahmi EYÜBOĞLU

Kubbelerin, gözlerin yeşiline susadım;

Toprağın yeşilini içtikçe adım adım;

Gönlümü alsın diye Çelebi’nin yeşili

Sırtımı Timurtaş’ın yeşiline dayadım.

Behçet Kemal ÇAĞLAR

Osmanlı hükümdarlarının her iki başkentinde hangisinin; eskisinin mi yoksa yenisinin mi? Bursa’nın mı? İstanbul’un mu? Yerinin daha güzel olduğunu kestirmek sahiden güçtür. İnsanı büyüleyen şey İstanbul’da deniz, Bursa’da karadır. Birinde tablo mavilerle, ötekinde yeşillerle işlenmiştir.

Feldmareşal H.Von Moltke

Ne zillet ki nakus inlesin beyninde Osman’ın

Ezan sussun, fezalardan silinsin yadı Mevla’nın!

Ne hicrandır ki en şevketli bir mazi serap olsun

O kudretler, o satvetler harap olsun, türab olsun!

Çökük bir kubbe kalsın mabedinde Yıldırım Han’ın

Şenaatlerle çiğnensin muazzam kabri Büyük Orhan’ın!……………

Mehmet Akif ERSOY

8 Temmuz 1920’de Yunanlılar’ın Bursa’yı işgali üzerine yazılmıştır.

Uhrevi sükünetin ve uhrevi rahatın ne olduğunu bilmek isteyenler Bursa’da Muradiye Türbesi’ne gitsinler!

Ölüm yalnız burada korkunç değildir. Mukaddes kitapların vaat ettiği cennet bize yalnız burada mümkün görünüyor.

Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU

Şu benim mekanım, şu benim yolum;

Aradım yuvayı, Bursa’da buldum.

Güzeller çok imiş, eğlendim kaldım;

Kokar menevşesi, gülü Bursa’nın.

KARACAOĞLAN

Yaradan ve insan, birbirine, Bursa’da olduğu kadar hiçbir yerde bu denli derin karışmamıştır.  Göklere başı değen serviler mi Yaradan’ın, ilahi secdelerinde kubbeleri kendi haline bırakıp yücelikleri aramak için uzanan minareler mi insanın?

Bursa’nın manzarasında bunu hangi fani doğru dürüst ayırt edebildi?

Hasan Ali YÜCEL

Bursalı Gençlere…

Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Yorulmadan olur mu? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her mahluk için tabii bir halettir. Fakat insanda yorgunluğu yenebilecek manevi bir kuvvet vardır ki, işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür. Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Şehirde ilk rast geldiğimiz Bursa’lı bize; “İlk önce Yeşil’i görmelisiniz” diyor. Anadolu tabiatında ve Türk sanatında Bursa’nın hususiyetini, bu renk ismi kadar hissettirebilecek bir kelime bulmak mümkün müdür?

Falih Rıfkı ATAY





Hat Sanatı

12 08 2008

HAT SANATININ TARİHÇESİ

Hazret-i Muhammed’den (s.a.v), Kuran-ı Kerim’in toplanmasından sonra, İslam dininin bilime verdiği özel önemin etkisiyle, çok sayıda katip yetişmiş, yazı da doğal olarak büyük aşamalar göstererek mimarlık, bezeme gibi önemli sanat kolu olmuştur. Bu yazının ilk biçimi olan ve adını Kufe kentinden alan köşeli karakterli kufi “Ümmü’l-Hutut” (Hazret-i Ali’nin “kufi” hattı bulduğu söylenir) yazısının yerini IX. yüzyıldan sonra aklam-ı sitte almaya başladı. Aklam-ı sitteyi oluşturan muhakkak, reyhani, sülüs, nesih, tevki ve rıka adlı altı temel yazıda yuvarlak çizgilerin hakim olması hattatlara büyük kolaylıklar sağlayarak hat sanatının ufkunun gelişmesine yol açtı. Bağdatlı hattat İbn Mukle aklam-ı sitteyi belli kurallara oturttu. Bunun için kalemin ucuyla yapılan noktayı, standart bir elif harfini ve daireyi ölçü olarak kabul etti. Onun yolunda yürüyen İbnü’l-Bevvab yazıyı estetik bakımdan biraz daha ileriye götürdü. Son Abbasi halifesi Mustasım’ın saray hattatı Yakut-ı Mustasımi harflerin yapısına ayrı bir güzellik getirdi. Yakut’un ölümünden sonra hat sanatı İran ve Türk hattatlarının elinde gelişmeye ve güzelleşmeye devam etti. İranlı sanatçılar aklam-ı sitteyi kendi anlayışlarına göre yazdılarsa da, genelde Yakut’un üslubundan ayrılmadılar. Oysa yazının estetik bakımdan çok eksikleri vardı. Bunu gidermeyi Osmanlı hattatları başardı. XV. yüzyılda II. Mehmed’in (Fatih Sultan Mehmed Han) ve oğlu II. Bayezid’in hattatlığını yapan ve Osmanlı-Türk hattatlarının babası sayılan Şeyh Hamdullah aklam-ı sitteye o zamana değin ulaşılamayan bir güzellik ve olgunluk getirdi. X VII. yüzyılda yaşayan Hafız Osman da Şeyh Hamdullah’ın eksiklerini tamamlayarak yazıyı güzelliğinin en üst doruğuna ulaştırdı.





Bursa’dan..

2 08 2008




Elveda Bursa…

1 08 2008

     HAZAN mevsiminin,tatlı hüzünlü bir günüydü. Gündüz ortası olmasına  rağmen;hava akşamüstü gibi kapalı ve alacaydı ,fakat sıkıntı vermiyordu. Bilakis hafif esen rüzgarla yere çapraz olarak iniş yapan yağmurun şırıltısı, kendisini rüzgarın ninnisine kaptıran ulu çınarların iri yapraklarının hışırtısı ve çınarların sakinleri güzelim kuşların cıvıltısı ile hüzün gibi görülen tatlı bir huzur sunan bir gündü.

    Şemsiyemi açmış,yağmur altında ,küçük su birikintilerine basmamak için, kah kaldırımda, kah yolun kenarında, bazen küçük bazende gölcüklerin üzerinden büyük adımlarla Altıparmak caddesinde yürürken; iki sene kalmayı Allah nasip ettigi halde Bursayı tam manasıyla görememenin, onu tanıyıp ,ona doyamamanın burukluğunu, içimin en ücra köşesinde hissediyordum.İki sene iki gün gibi geçmişti. Akıl ,sır ermeyen zaman mefhumuna aldanıp “biter mi?”dediğimiz yıllar farkında olunmadan yavaş  yavaş ve hissettirmeden süzülüp geçmişti. 

    Nihayet son defa okula gidip, yeni okuluma götürmek üzerenakil vesikasını alıp,dost ve arkadaşlarla vedalaşıp eve dönüyordum.Biraz sonra evdeki vefalı arkadaşlarımla  da vadalaşıp pılı pırtıyı alıp gideceğime göre,  Yinede çakırhamam’dan sağ yapıp, Yazının devamını oku »