BURSADA ZAMAN

19 06 2007

Bursa’da eski bir cami avlusu,
Küçük şadırvanda şakırdayan su.
Orhan zamanından kalma bir duvar…

Onunla bir yaşta ihtiyar çınar
Eliyor dört yana sakin bir günü.
Bir rüyadan arta kalmanın hüznü
İçinden gülüyor bana derinden.
Yüzlerce çeşmenin serinliğinden
Ovanın yeşili göğün mavisi
Ve mimarilerin en ilahisi.
Bir zafer müjdesi burda her isim:
Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim
Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın
Hala bu taşlarda gülen rüyanın
Güvercin bakışlı sessizlik bile
Çınlıyor bir sonsuz devam vehmiyle.
Gümüşlü bir fecrin zafer aynası,
Muradiye, sabrın acı meyvesi,
Ömrünün timsali beyaz Nilüfer,
Türbeler, camileri eski bahçeler,
Şanlı hikayesi binlerce erin
Sesi nabzım olmuş hengamelerin
Nakleder yadını gelen geçene.
Bu hayalde uyur Bursa her gece,
Her şafak onunla uyanır, güler
Gümüş aydınlıkta serviler, güller
Serin hülyasıyla çeşmelerinin.
Başındayım sanki bir mucizenin,
Su sesi ve kanat şakırtısından
Billur bir avize Bursa’da zaman,
Yeşil Türbesini gezdik dün akşam,
Duyduk Bir musikî gibi zamandan
Çinilere sinmiş Kur’an sesini.
Fetih günlerinin saf neşesini
Aydınlanmış buldum tebessümünle.
İsterdim bu eski yerde seninle
Başbaşa uyumak son uykumuzu,
Bu hayal içinde… ve ufkumuzu
Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk,
Havayı dolduran uhrevi ahenk.
Bir ilah uykusu olur elbette
Ölüm bu tılsımlı ebediyette
Belki de rüyası büyük cetlerin,
Beyaz bahçesinde su seslerinin.

AHMET HAMDİ TANPINAR





KAYBETMEDEN BİR KEZ DAHA DÜŞÜNÜN…

19 06 2007

Terentius, “onunla herseyi paylasma zevkinden  mahrum kalınca hic bir zevki tatmamaya karar verdim.” demiş , yitirdiği bir dostunun ardından.

Nasıl bir insandan bahseder Terentius ? Karşısında zavallı gibi görünmekten korkmadığımız ,bizi değiştirmeye değil zenginleştirmeye çalışan , yargılayan değil, kendimizi sorgulamamıza yardımcı olan biri midir yitirilen?

Sabahın 3′ ünde çaldığımız kapısını açtıgında ,tek kelime etmeden kollarına atılıp ağlayabileceğimiz bir insan mıdır Terentius’ un acısını bu şekilde dillendiren ?

Nedenlerini merak etse de , göz yaşlarınımızın dinmesini bekleyecek kadar anlayışlı , titrek sesimiz ve telaşlı cümlelerimizi sükunetle dinleyecek kadar sabırlı , acımızın bir kısmını kendine yük edinecek kadar cömert ve yürekli insanlar mıdır dost diye seçtiklerimiz?

Sadece sohbeti değil , sesizliği de sıkıcı olmayan ; yanlızlığımızı unutmak için varlığı , eksikliğini hissetmemiz için yokluğu , kafi gelen insanlara mı dost deriz?

Başımıza gelen güzel bir şeyin coşkusu  yüreğimize sığmadığında , saate aldırmayıp telefona sarıldığımız ve karşımızdaki uykulu sese “Kulaklarına inanamayacaksın!” diye bağırdığımızda , “Sabahı bekleyemez miydin?” demeyen biri midir gerçek bir dost ?

Güzel bir film seyrettiğimizde “Keşke o da olsaydı !” dediğimiz , okuduğumuz bir kitaptan bahsedebildiğimiz ve en özel sırlarımızı anlattıktan sonra rahatça uykuya dalabildiğimiz bir sırdaş mıdır yoksa ?

Konuşurken gözlerimizi kaçırmadığımız , kendimizi saklamadığımız  ve yüzümüze en acı gerçekleri haykırırken bile darılmadığımız kişiler midir dost dediğimiz insanlar ?

Ne bileyim aynı fikirde olmasak da uzlaşabildiğimiz , köprüleri atmadan da tartışabildiğimiz , her savaştan birlikte ve biraz daha güçlenmiş bağlarla çıktığımız insanlar mıdır dost payesi verdiklerimiz ?

Tanıdığımızı sanırken , daha keşfedilmeyi  bekleyen nice el değmemiş  duygular  ve düşünceler  taşıdığını gördüğümüz ; sürekli bizi şaşırtan kendimiz midir onda sevdiğimiz ?

Aristo  haklı mıdır , ” Dostluk bir ruhun iki ayrı bedende yaşamasıdır. ” derken ?  Ve Terentius , başka bir bedende toprağa verdiği  ruhun yasını mı tutmaktadır? Paylaştığı her şeye ölüm de mi dahildir ? Acaba , neyi kaybedeceğini , dostu ölmeden önce fark etmiş midir ?

Ya biz ; her şeyi paylaşmanın, iddialı ve gerçek dışı geldiği günümüzde sahip miyiz gerçek bir dosta ?

Ya da adımızın önüne  dost sıfatı koyan insanlar var mıdır hayatımızda ? Yoksa kendimizi sevmeyi başaramadığımızdan , şaşırıyor muyuz bizi sevdiğini söyleyen birinin varlığına… İnanamıyormuyuz  yanımızda kalmasına  ve uzaklaştırıyor muyuz içten içe bizi sevmesini istediğimizi insanı kendimizden ?

Ve bir gün bir el daha kayıp gittiğinde  avuçlarımızdan , kendi mezarımızın başında ağlayacağımızı biliyor muyuz ?

İşte o gün gelmeden bir kez daha düşünelim ve hissettirelim dostalarımıza onları sevdiğimizi… Çok geç olmadan…